Haber Merkezi

26/04/12

Efsaneler ve gerçekler

 

 

TAKİYESİZ SÖYLEMLERİ TERCİH EDENLER İÇİN : 2+2=4

 

 

KAYNAK : Elders of Zion 

 

 

 

Büyükelçi Ron Prosor’un
BM Güvenlik Konseyi konuşması

"Ortadoğu'daki Durum konusunda Açık Tartışma"
23 Nisan 2012


 

Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bu ayki Güvenlik Konseyi’ndeki üstün liderliğiniz için size şahsen teşekkür ederek başlamak istiyorum.


Churchill bir zamanlar, "bir yalanın dünyanın yarısına ulaşması için gereken süre içinde,  hakikat hala pantalonunu giymekle  meşguldür" demişti.


Ortadoğu'nun çorak çölleri, efsanelerin yetişmesine elverişli topraklardır. Gerçekler çoğu zaman kuma gömülü kalır.  Bölgemizde yaratılan efsaneler yurtdışına seyahat ederler ve şaşırtıcı şekilde, bu salonlara gelen yolu bulurlar.

 

Bugünkü toplantıda, Birleşmiş Milletler’deki Ortadoğu görüşmelerimizde kalıcı engel haline dönüşmüş olan efsanelerden  sadece birkaçını ele alacağım.

 

Sayın Başkan,


Bir numaralı efsane: İsrail-Filistin çatışması Ortadoğu'nun ana sorunudur. Eğer bu çatışma çözümlenirse,  bölgedeki tüm diğer çatışmalar da  çözümlenecektir.

 

Hiç kuşkunuz olmasın: İsrail ve Filistinlilerin uzun süredir devam eden çatışmayı çözüme ulaştırmaları, kendi yararları açısından önemlidir. Ancak, gerçek olan, Suriye, Yemen, Mısır, Bahreyn ve Orta Doğu'nun diğer birçok bölgesinde devam eden çatışmaların İsrail ile hiçbir alakasının olmadığıdır.

 

İsrail-Filistin çatışmasının çözümlenmesinin bölgedeki azınlıklara yapılan zulümleri durdurmayacağı, kadınların ezilmesini sona erdirmeyeceği veya mezhep kavgalarını bitirmeyeceği barizdir. İsrail’i takıntı haline getirmek, Esad’ın tanklarının onca insanı ezmesini engellememiştir.  Aksine, sadece dikkatleri onun suçlarından başka yöne çekmeye yaramıştır.

 

Bu Meclis orantı algısını kaybetmiş durumdadır. Suriye’de binlerce insan öldürülürken, Yemen'de yüzlercesi, Irak'ta onlarcası öldürülürken, bu Meclis gene, tekrar tekrar yaptığı gibi, Ortadoğu'daki tek demokratik hükümetin meşru eylemleri üzerine odaklanmaktadır.

 

Aylardır bu oluşumun toplantılarının çoğunu İsrail-Filistin çatışmasına adaması, İran rejiminin santrifüjlerini durdurmamıştır. Ortadoğu ve tüm dünya için en büyük tehdit İran’ın nükleer silah emelleridir.

 

İran'ın nükleer programı ekspres tren hızıyla ilerlemeye devam ediyor. Uluslararası toplumun onları durdurma çabaları ise, bazı ülkelerin binmesi veya inmesi için, her durakta duran bir  yerel tren hızıyla hareket ediyor. Eylemsizliğin tehlikesi barizdir. Biz, diplomatik kanalın, her an nükleer silahlara biraz daha yaklaşan İran rejimine daha fazla zaman kazandırmasına izin veremeyiz.

 

Sayın Başkan,


İki numaralı efsane: Gazze Şeridi'nde insani kriz var.


Aslında, Kızılhaç Ofisi Başkan Yardımcısı da dahil olmak üzere, birçok uluslararası örgüt Gazze'de bir insani kriz olmadığını açıkça söylemiştir.


2011 yılının ilk üç çeyreğinde, Gazze'deki reel
gayri safi milli hasıla yüzde 25’ten fazla büyüme göstermiştir. İhracat artmaktadır. Uluslararası insani yardım projeleri hızla ilerlemektedir.


Bugün Gazze’ye giremeyen tek bir sivil ürün yoktur. Ancak, bölgeye yardım akışı devam ederken, bölgeden füzeler fırlatılmaya devam etmektedir. Gazze’deki kriz budur. Ve Gazze'nin gerçek potansiyeline ulaşmasını  bu engellemektedir.

 

Bu basit bir denklemdir. İsrail'de sükunet varsa, Gazze de sakin olacaktır. Ama teröristler İsrail şehirlerine roket yağdırmak için Gazze halkını canlı kalkan olarak kullanmaya devam ettikleri sürece çekilen zorluklar devam edecektir.


Gazze'deki her füze, İsrail'in sınırlarının ötesine uzanacak bir siyasi depreme neden olabilecek bir savaş başlığı taşımaktadır. Burada yanlış zamanda yanlış yere düşen tek bir füze tüm denklemi değiştirecektir. Eğer böyle bir şey gerçekleşirse, İsrail liderleri tamamen farklı bir şekilde yanıt vermek zorunda kalacaklardır.

 

Bu Meclisin uyanıp bu tehlikeli gerçeği görme zamanı gelmiştir. Güvenlik Konseyi, Gazze'den atılan tek bir füze saldırısını kınamamıştır. Tarihin dersleri bellidir. Bugünün sükutu yarının trajedisidir.

 


Sayın Başkan,


Üç numaralı efsane: Yerleşimler barışın birincil engelidir.

 

Burada, bu iddiayı kaç kez duyduk?


Sadece bu ay, İnsan Hakları Konseyi, İsrail'de yeni bir "gerçeği bulma" komisyonu görevlendirdi.  Sürpriz sürpriz! Bu komisyon .... yerleşimleri inceleyecek.

 

Bugün ben, İnsan Hakları Konseyi’ne ve uluslararası topluma biraz zaman ve enerji tasarruf ettirmek istiyorum.


Gerçekler zaten bulunmuştur. Onlar herkesin görebileceği kadar açıktır.

 

Gerçek olan, 1948'den 1967’ye kadar, Batı Şeria'nın Ürdün’ün,  Gazze’nin ise  Mısır'ın bir parçası olduğudur. Bu sürede Arap Dünyası bir Filistin devleti yaratmak için ufak parmağını dahi kıpırdatmamıştır. Batı Şeria ve Gazze'nin herhangi bir yerinde tek bir yerleşim olmadığı bu sürede, Arap dünyası İsrail'i yok etmek istemiştir.

 

Gerçek olan, ben 2005 yılında, İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel müdürü iken, Gazze’den bütün yerleşimleri çıkarmış olduğumuz, ve bunun karşılığında tek gördüğümüzün şehirlerimize füzelerin yağmasıdır.  

 

Gerçek olan, bu İsrail Hükümetinin yerleşimlere eşi görülmemiş on aylık bir moratoryum koymuş olmasıdır. Filistin liderliği ise bu jesti, İsraili ve uluslararası toplumu hiçbir yere varmayacak yeni bir yolculuğa çıkarmak için fırsat bilmiştir. Bu on aylık sürenin dokuz ayı boyunca moratoryumun yetersiz olduğunu iddia ettikten sonra uzatılmasını istemişlerdir.   Eski ABD Özel Temsilcisi George Mitchell’in de dediği gibi, "birkaç ay evvel Filistinliler için önemsiz olan bir konu, müzakerelere devam etmenin olmazsa olmazı haline geldi..."

 

Sayın Başkan,


Barışın birincil engeli yerleşimler değildir. Barışın birincil engeli, "geri dönüş iddiası" ve Yahudi halkının ulus-devleti olarak İsrail’in var olma hakkını tanımayı Filistinlilerin reddetmesidir.

 

Filistin liderlerinin "iki halk için iki devlet" dediklerini asla duymayacaksınız. "İki halk için iki devlet" dediklerini asla duymayacaksınız çünkü bugün Filistin yönetimi bağımsız bir Filistin devleti için çağrıda bulunmakta, ancak halkının Yahudi devletine geri dönmesinde ısrar etmektedir. Bu, İsrail'in yok edilmesi anlamına gelir.


Bazılarınız, "Aman Büyükelçi, Filistinliler bu iddialarından vazgeçmek zorunda olacaklarını biliyorlar, pazarlık masasında sessizce fısıldadıkları budur", diyebilirsiniz.


Bayanlar ve Baylar, Filistin liderliği bugüne kadar alenen, ne Filistin halkına, ne  Arap Dünyasına, ne uluslararası topluma, ne de bir başkasına, "geri dönüş iddiasından" vazgeçeceklerini  asla söylememiştir.

 

Filistin liderliği Filistin halkına gerçeği söylemeyi reddettiğine göre, uluslararası toplumun onlara doğruları anlatma görevi ve sorumluluğu vardır. Onlara "geri dönüş iddiasının" umutsuz vaka ​​olduğunu söylemek sizin görevinizdir.

 

Filistin halkına gerçekleri söylemek yerine,  Arap dünyası, Yahudi halkının İsrail Topraklarına olan tarihi bağlarını silmek için çalışırken, uluslararası toplumun çoğunluğu boş durmaktadır.

 

Arap Dünyasında, hatta bu masada bile, İsrail'in "Kudüs'ü Yahudileştirmesi" iddiaları duyuyoruz. Bu suçlamalar 3000 yıl geç kalmışlardır. Bu suçlamalar, NBA takımını basketbolu Amerikanlaştırmakla suçlamakla eşdeğerdir.

 

Bu masanın etrafındaki birçok ülke gibi, Yahudi halkının da asırlık kralları ve kraliçelerı olan gurur verici bir mirası vardır. Bizim farkımız, geleneklerimizin diğerlerinkilerden birkaç yıl daha eski olmasıdır.  Kral David, M.Ö. 10. yüzyılda sarayının temel taşını diktiğinden beri Kudüs bizim dinimizin kalbi olmuştur.

 

Arap nüfusunun 1967’den bu yana %26’dan %35’e yükselmesine rağmen, Güvenlik Konseyi’nde konuşmacılar İsrail’in  Yeruşalayim’de "etnik temizlik" yaptığını söylüyorlar.

 

Yahudi halkının ebedi başkentinde, Yeruşalayim’deki en kutsal yerlerin girişi, 1948 yılından 1967’ye kadar sadece Yahudilere kapatıldı. Yahudiler dışında herkes bu mekanlara girebiliyordu. İbadet özgürlüğü kesinlikle yoktu. Fakat dünya o dönemde Yeruşalayim’deki bu durum hakkında bir kelime bile söylemedi.

 

İsrail bu kenti birleştirdiğinden bu yana, şehir hoşgörü ve özgürlük değerleriyle gelişti. Yüzyıllardan beri ilk kez,  dinlere göre kapalı tutulan kutsal yerler artık tüm halklar için ibadete açık tutulmaktadır. Bu prensip, bizim değerlerimizde, eylemlerimizde ve kanunlarımızda çakılı olan bir ilkedir.

 

Sayın Başkan,

 

Bu organizasyonun 64 yıldır  tamamen göz ardı ettiği bir başka büyük gerçek vardır.


İsrail-Filistin çatışması hakkında yazılmış olan bütün BM raporlarının sayfalarında, tüm durum tespit komisyonlarının raporlarında ve  Ortadoğu hakkındaki tartışmalara adanmış olan onca zamanda anlatılmamış büyük bir hikaye vardır. Daha doğrusu, 850.000 tane anlatılmamış hikaye vardır.


Son 64 yıl içinde, 850.000 Yahudi, Arap ülkelerindeki evlerinden atılmıştır. Bunlar 2500 yıl öncesinin coşkulu Yahudi cemiyetleriydi. Babil Yahudileri, Dicle ve Fırat nehirlerinin kıyısında, Museviliğin en kutsal kitaplarının çoğunu üretmişler ve iki bin yıl boyunca varlığını sürdürmüşlerdir. Kahire'nin büyük sinagoglarında ve kütüphanelerinde, Yahudiler eski zamanların entellektüel ve bilimsel hazinelerini Rönesans’ a kadar korumuşlardır. Halep'ten Aden’e ve İskenderiye’ye kadar, Yahudiler en büyük sanatçılar, müzisyenler, işadamları ve yazarlar olarak sivrilmişlerdir.

 

Bütün bu cemiyetler yok edildiler. Yıllanmış aile işletmelerine ve mal varlıklarına el konuldu. Yahudi mahalleleri imha edildi. Pogromlar sonucunda, havralar  yağmalandı, mezarlıklar talan edildi ve binlerce Yahudi öldürüldü.

 

BM'nin Filistinli mülteciler hakkında yazdığı sayfalar futbol stadyumlarını doldurur, ama Yahudi mülteciler hakkında bir damla mürekkep bile dökülmemiştir.


Ortadoğu konusunda BM’nin  1088 adet kararı içinde, Yahudi mültecilerin sürgün edilmesi ile ilgili tek bir hece dahi bulamazsınız. Sadece Filistinli mültecilere adamış 172’den fazla karar varken, Yahudi mültecilere adanan tek bir karar yoktur. Filistinli mültecilerin kendi BM ajansı, kendi bilgilendirme programı ve Birleşmiş Milletler içinde kendi departmanları vardır. Yahudi mülteciler için bunların hiçbiri yoktur. "Çifte standart" terimi bu davranış farkını tanımlamaya başlayamaz bile.


Bu tutarsızlık, bu Meclisteki bazı kimselerin işine gelmektedir, ama adil değildir.  850.000 kişinin hayatını tarihten silmeye çalışan BM’nin suç ortaklığına son verme zamanı gelmiştir.


Ayrıca, Filistinlilerin 60 yıldır mülteci statüsünde tutulmalarında Arap Dünyasının rolü hakkında da konuşmanın zamanı gelmiştir.

 

Yahudiler Arap ülkelerinden İsrail'in mülteci kamplarına gelmiş ve gelişen kasabalarla şehirler kurmuşlardır. Arap ülkelerindeki mülteci kamplarında bulunan Filistinli mülteciler,  daha fazla Filistinli mülteci doğurmuşlardır.


İsrail, Yahudi mültecilere kucak açmış, vatandaşlık vermiş ve onların büyük potansiyelinin gelişmesine yardım etmiştir. Bizim mültecilerimiz toplumun en üst seviyelerine yükselerek İsrail Devletini yeni zirvelere çıkarmışlardır.


Arap ülkelerinin de Filistinli mültecilerle aynı şeyi yapmış olduklarını düşünün. Bunun yerine, sinik şekilde, kuşaklar boyunca onların sığınmacı statüsünü devam ettirmişlerdir.  Tüm Arap Dünyası, Filistinlilere vatandaşlık, hak ve fırsat vermeyi reddetmiştir.

 

Barış yolunda ilerlerken, tüm bu gerçekler unutulmamalı ve göz ardı edilmemelidir.

Sayın Başkan,


En bariz efsaneyi sona sakladım: İsraillilerle Filistinliler arasında barışa doğrudan görüşmeler olmadan ulaşılabileceği efsanesi. Tarih, barış ve müzakerelerin birbirinden ayrılmaz olduklarını göstermiştir.


İki halka iki devlet oluşturmak için doğrudan müzakereler tek araç, tek yoldur. Geçtiğimiz Ocak ayında, İsrail doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılması için Amman’da net bir teklifte bulundu. Filistin heyetine, tarafları ayıran tüm önemli konularda müzakere pozisyonları sunduk.


İsrail'in barış vizyonu olan bu öneri,  Filistinli liderler, İsrail ile konuşmaya oturmak için yeni ön koşullar yığmaya devam ederken, tozlanmaya devam ediyor. Onlar müzakere masası hariç her yerdeler. Filistinlilerin tek taraflı çabalardan vazgeçerek barış için geçerli olan yolu seçme zamanı gelmiştir.

 

Sayın Başkan,


Bu hafta İsrail'de bizim çok anlamlı iki resmi tatilimiz var – kurbanlarımızı anma günü ve bağımsızlık günümüz.


Çarşamba günü, tüm İsrail’de sirenler çalacak.  İki dakika boyunca her şey duracak. İnsanlar yollarında duracak, arabalar otoyollarda kenara çekilecek, ve tüm ülke, savaşlarda ve terörizm yüzünden öldürülen 22,000 'den fazla İsrailliyi anacak.

 

Perşembe günü, Yahudi ulusunun yeniden doğuşunu ve anavatanımızda özgür bir halk olarak 64.cü yılımızı kutlayacağız. Sürekli tehditlere rağmen İsrail yalnız ayakta kalmadı, gelişti de.

 


Ben bu örgütün salonlarında olağanüstü devletimden duyduğum gururla, başım dik yürüyorum. Bu 7 milyon kişilik millet, 10 Nobel ödülü kazanmış, uzaya uydular gönderen bir millettir, elektrikli arabalar üreten,  cep telefonlarından, tıbbi cihazlara ve güneş panellerine kadar her şeyi çalıştıracak teknolojileri geliştiren bir millettir.

.
Biz bu iki anma gününü bilerek ard arda kutluyoruz.  İsrail halkı bağımsızlığını kutlarken, büyük acıların ve verilen kurbanların yükünü de taşımaktadır.

 

Bu günlerden aldığımız ders açıktır: Çevremizdeki tehlikelere asla göz yumamayız. Biz Jefferson demokrasileri ile  dolu istikrarlı bir bölgede yaşıyormuşuz gibi davranamayız.

 

Ancak bu hafta İsraillilerin kalbini dolduran bir ders daha vardır. Biz, kalıcı bir barış umudundan asla vazgeçemeyiz.  Ödenen bedeller çok yüksek, savaşın kötülüğü çok büyüktür.

 

Liderlerimizi yönlendiren temel gerçek budur.


Sayın Başkan,


Çalkantılı Ortadoğunun tehlikeli belirsizliğinde, Güvenlik Konseyi’nin, efsaneyle gerçeği, kurguyla hakikati ayırd etmek konusunda bundan büyük bir sorumluluğu hiç olmadı.

Samimiyetin berraklığı hiç bu kadar değerli olmamıştı. Dürüst söylem ihtiyacı hiç bu kadar net olmamıştı. Bu Konseyin, eski yanılgıların örümcek ağlarını süpürüp Orta Doğu konusunda gerçekten "açık" bir tartışmanın tohumlarını ekme zamanı gelmiştir. Bu, önümüzdeki zorlukların gereğidir.

 

 

 

Tercüme: Alegresse Delail

 

Please enter the text shown in this picture:

Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin
akın
09/07/12 10:31
çok güzel bir yazı. Araplarla israillilerin çatışmasını farklı bir açıdan görebilmek için okunmaya değer bir yazı olmuş. Ancak hayret etmemekte elde değil, bu çatışmanın iki farklı anlatımı tam yüzseksen derece farklı...Türkiye'den, uzaktan izlediğimizi anlıyorum, gerçeklerin anlatılanlar dışında yönü var..bu site bilgilendirme açısından önemli ,faydalı bir iş yapıyor, tebrikler..
yehuda beit halachmi israel
04/07/12 11:25
Martin luther gibi Antisemit Yahudi dusmani binlercesi var onlarin yalanlarini okumaya gerek yok. Ayriyetten antisemitizm Hristiyanligin dogusuyla baslamistir.Yahudiler tarih boyunca Hristiyanliga Zorla itilmek istenmissede bir cogu bunu kabullenmeyerek kendi dini orf geleneklerinden olumu goze alarak vazgecmemislerdir. kendi aralarinda Yahudi olmayanlarla entegre olmadan yasamlarini kendi aralarinda surdurmuslerdir.Antisemitizm'ligin ilk unsuru budur.Ikinci unsur biz yahudiler bu dunyada bir avuc oldugumuz halde yasamin her dalinda buyuk basarilar elde etmisizdir . Bunu cekemiyen bir cok Martin Lutherler vardir ve kitaplarinda yahudilere karsi her tur yalan dolani yazarlar ve bunu okuyan koyun gibi saf insanlar hakikatleri arastirmadan on yargiya kapilip Yahudileri suclarlar.Tabii olarak Riyakar araplarin bandosuda buna eklenince Yahudileri suclama ,yargilama,hor gorme ve Israil devletini GAYRIMESRULASTIMA senliklerinin sonu bitmez tukenmez.
Kripto Jozefe
28/06/12 18:11
Martin Luther in 300 yil önce yazdigi"Yahudilerden ve onlarin yalanlarindan..."kitabini okumani dilerim..
yusuf zengin
23/06/12 13:37
Ben kimsenin avukatligini yapmiyorum sadece gercekleri belirtiyorum. Herhalde kendinize sordugum sorulari sormuyorsunuz ,oyleyse sizde Turkiyedeki ve Araplarin tek tarafli yalan propagandalarina kurban gittiniz. Eger hakikatleri bilipte Israil'in dusmanlarina hak veriyorsaniz ,sizde apacik bir Israil dusmanisiniz .
yusuf zengin
22/06/12 10:21
bEN AVUKATLIK YAPMIYORUM GOZUMLE GORDUKLERIMI SOYLUYORUM .SEN ISE BU ARAP SEYTANLARININ DALKAVUKLUGUNU YAPIYORSUN .ARAPLARIN NE KADAR SEYTAN VE SOZUNDE DURMAYAN BIR MILLET OLDUGUNU GORMUYORMUSUN? BUNU GORMEMEK ICIN KOR OLMAK LAZIM .
yusuf zengin
21/06/12 13:31
BANA CEVAP YAZANA........ SAYIN EFENDI NE OLDU? HAKIKATLER ISINIZE GELMIYOR DEGILMI? SIZ HAKIKATLERI BILMIYORSANIZ SEBEP TURKIYEDEKI TEK TARAFLI (ARAP YANLISI) ISRAIL DUSMANI HABER KAYNAKLARINDAN BILGILENIYORSUNUZ .YAHUTTA HAKIKATLERI BILDIGINIZ HALDE BUNLARI CARPITMAGA CALISIYORSANIZ SIZ BIR ISRAIL DUSMANI VE ANTISEMITSINIZ .YAZIKLAR OLSUN.
Yusufa
16/06/12 14:13
Jozef kripto,Gavurun avukatligi sana mi düstü?
yusuf zengin
02/06/12 15:30
Ben bir Turk muslumaniyim. Hakikatleri anlamak icin Israelde olup hakikatleri gormek lazim .5 yildir burada calisiyorum .Yukarida Israilin BM'de buyukelcisinin yazdiklari tamamen dogrudur. Bunu anlamak icin kendi gozlerinizle gormeniz lazim.Maalesef ulkemdeki insanlar Araplarin ve ulkemdeki karanlik guclerin bunlardan biri AKP rejimi 'nin yalan propagandalarina kurban olup bunlari hakikatmis gibi benimsiyorlar ve boylece Turkiyedeki bu karanlik guclerin agina dusuyorlar.Birsey daha belirtmek isterim Israil'de yasayan Israil uyruklu Araplar aynen yahudilerin haklarina sahiptirler ve Arap ulkelerinde yasayan arplardan bin kat daha bir hayat yasiyorlar .Bu yuzden Israil'e komsu arap devletlerinden yuzbinlerce insan Israil'e gelmek icin can atiyorlar. Israil o kadar kotuyse neden buraya gelmek ve yasamak icin can atiyorlar .Gundemdeki haberlere gore Afrikadanda yuzbinlerce Israil'e gelmek icin can atiyorlar acap neden? bunu hic kendinize sordunuzmu .Israil'de yasayan Araplara Arap ulkelerine gidip yasamak istermisiniz? soruldugunda maazallah derler. Neden acaba? Israel Karanlik beyinlerin dedikleri gibi kotu ve gaddar oldugu icinmi? Lutfen Israil ve Yahudileri karalamadan evvel bu sorulari kendinize sorun. Hurmetler.
yusuf
31/05/12 21:55
yazıyı okuyanda meleklerden bahsedildiğin düşünür.2 yaşındaki bebeklerin kurşun delikleriyle dolu bedenlerini düşünüp bu yazıyı okursa insanlar başdan sona duygu sömürüsü olduğunu anlarlar.israiller gökden kanat takıp inmiş kudüsede haberimizmi yok?
MUSA YAHYAOGLU
26/05/12 19:05
cok guzel bir yazi tabiiki anliyana tebrik ederim
groll
17/05/12 17:53
Çok güzel bir yazı,bu siteyi yeni keşfettim.Malesef ülkemde kafası çalışmayan,gözü kan bürümüş,yok etmeye programlanan dinci takımını gördükçe cinler tepeme çıkıyor.İslam dünyasının bir rönesans sürecine ihtiyacı var.İstanbul'dan selamlar...

Haber Merkezi