Haber Merkezi

03/01/11

Ortadoğu mültecileri birinci bölüm


ORTADOĞU MÜLTECİLERİ - 1. BÖLÜM

Alegresse Delail'in Ortadoğu Mültecileri konusunda yaptığı üç bölümlü çalışması


25 Aralık - Filistinli mülteciler ve geri dönüş hakkı - Zaman
Recep Korkut - Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği 

 

Recep Korkut 25 Aralık tarihli yazısında şöyle diyor:

« Filistinli mülteciler meselesi çok hassas bir konu. Öyle ki Filistin meselesinin geçmişi kadar geleceği de mülteciler konusuna bağlı. 3 nesildir göç eden Filistinliler, dünyadaki 30 milyon mülteci içerisinde en büyük grubu oluşturuyor. İsrail devletinin 1948'deki doğumu sırasında başlayan Filistinlilerin yaşadığı büyük göçler neticesinde mülteci konumuna düşen Filistinlilerin sayısı 7 milyondan fazla. Bu da tüm dünyadaki Filistinlilerin % 70'i demek.

 

Diğer taraftan İsrail hükümeti, varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü Filistinli mülteciler konusunu kendisi için risk olmaktan çıkarmak niyetiyle bir de karşı harekâta girişmiş durumda. Buna göre mülteciler konusunda asıl öncelikli olan, "Arap topraklarından sürgün edilen Yahudi mülteciler". Son olarak Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, 1948'de yaklaşık 1 milyon Yahudi'nin Arap topraklarındaki yerlerinden olduğunu ve mültecilik haklarının bu Yahudiler için geçerli olduğunu söylemişti. Tabii bu Yahudilerin Arap topraklarından ayrılmalarında amacın yeni kurulan İsrail devletine göçmek olduğunu söylemeden. Filistin meselesini içinden çıkılmaz hale sokarak sessiz sedasız bir şeyler götürme planı çerçevesinde İsrail'in böyle ikiyüzlü politikalara sarılmakta beis görmemesi şaşırtıcı değil.

 

(…) Filistinli mültecilerin geri dönme hakkı 194 sayılı BM kararı ile uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmışsa da bugüne dek meseleye dair işleyen bir uluslararası hukuk söz konusu olamamıştır. BM Mülteci Örgütü'nün teminat altına aldığı dönüş hakkı ve tazminat İsrail'in politik oyunları nedeniyle ortadan kalkmasa da hep raflarda kalmaya mahkûm bir halde bırakıldı. (…)
Yine de şu bir gerçek: 1948'den beri süren mülteciler meselesinin uluslararası hukuk temelinde ve kabul edilebilir şekilde çözümünde uluslararası topluma ihtiyaç var. Bunun için de Filistinli mülteciler konusunun uluslararası siyasetin önceliklerinin başında kalması ve sık sık mültecilerin uluslararası hukuktan doğan haklarının gündeme taşınması gerek. Uluslararası toplum ancak dirayetli ve samimi olursa bu hikâyenin sonunu değiştirebilir.

 

Sonuç olarak, Filistinlilerin kendi başlarına içinde bulundukları durumu değiştirmeleri imkânsız. Dünyanın en güçlü dördüncü ordusuna sahip nükleer bir güç karşısında yamalı roketlerle ve taş atan çocuklarla Filistinlilerin bir şey kazanması ne kadar mümkün? »

..........

 

Mülteciler konusuna girmeden, “taş atan çocuklar karşısında nükleer güç” klişesini tekrarlayarak gerçekleri saptırıp ciddi savunma acizi diğer Filistin yanlılarına katılan  Sayın Korkut’a, İsrail eğer bahsettiği müthis gücünü kullansaydı, karşısında değil taş atacak çocuk, yerden toplanacak taş bile kalmazdı diyerek bu parantezi kapatalım.

 

Filistinli mültecileri “geri dönüş hakkı” ile kandırıp, ezbercilik yapmaktan ileriye gidemeyen ve bu insanlara hiçbir faydası dokunmayanların kendi kendilerine sormaları gereken bazı sorular vardır. Bu mültecilerin durumu niçin dünyadaki tüm diğer mültecilerden farklıdır? Bu insanların mülteci durumuna düşmelerinin asıl sebepleri nelerdir? Filistinli mülteciler neden Arap ülkelerinden kaçan Yahudi mültecilerden daha önemlidir?

 

Bakın gazeteci Ben-Dror Yemini « And the World is Lying - The Plight of the Refugees » (Dünya yalan konusuyor – Mültecilerin durumu) başlıklı yazısında, Filistinli mültecilerin “ayrıcalığı” hakkında neler söylüyor:

 

« 1980’lerin sonunda 300’000 Müslüman Türk, Bulgaristan’dan kaçmak zorunda kaldı. Hiç kimse bu Türklerin “dönüş hakkı” konusunda tek kelime duymadıysa, veya hiçbir uluslararası örgüt kendini bu davaya adamadıysa, bunun sebebi mültecilerin Filistinli olmamasıdır...  Bulgaristan Türklerinin durumu bir istisna değildir. Geçtiğimiz yüzyılda onlarca milyon insan savaşlar sonucunda doğdukları yerlerden kaçmıstır. Filistinlilere özel olarak tanınan “dönüş hakkı” herkese tanınsaydı, milyonlarca Müslüman Hindistan’a gitmeli, ve milyonlarca Hindu Pakistan’a geri gelmeliydi. Balkan devletlerinin toplumları derin değişikliklere uğramalı, Müslümanlar Yunanistan ve Bulgaristan’a, Yunanlılar ise Türkiye’ye geri dönmeliydi. Dünya sadece Filistinlilere “geri dönüs hakkından” bahsediyor; Hindistan, Pakistan, Türkiye, Yunanistan, Çekoslovakya ve diğer onlarca devlet için geçerli olan toplu nüfus transferleri ve diğer ülkeler için geliştirilmiş kurallar İsrail söz konusu olunca aniden geçerliliğini kaybediyor.

 

Birçok uluslararası kuruluş son yüzyılın mültecilerinin sadece bir grubu ile ilgileniyor. Ancak, bu koca uluslararası bürokrasi ve dünya çapında propaganda kampanyası Filistinli mültecilerin durumunu düzeltmekle değil, sürdürmekle görevlidir. Bazı saf ve iyi niyetli insanların dışında,  çoğunun farklı bir gündemi var.

Yaser Arafat'ın yakın danışmanlarından Sahar Habaş bu gündemi açıklıkla belirtmiştir: "geri dönüş hakkı, İsrail'in yıkılması için, bizim kazanacağı kesin olan piyango biletimizdir".

 

Birleşmiş Milletler Filistinlilere yardım Ajansı (UNRWA) sadece ve sadece Filistinlilerle ilgilenmek için kurulmuştur. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu (UNHCR) ise, görevi dünyadaki milyonlarca mültecinin artık "mülteci" olarak sınıflandırılmaması için yeni ülkelerinde bu insanlara vatandaşlık hakkı kazandırmak ve yeni bir hayata başlamalarına yardımcı olmak iken, bir tek Filistinliye mülteci statüsünü kaybettirmemiştir!

 

Ayrıca, dünyanın her yerinde sadece oturdukları yerden kaçan kimseler mülteci konumunda iken, Filistinlilerde mülteci statüsü nesilden nesile devredilebilmektedir. Birinin çocuğu hayatında Israil’e ayak basmadıysa ve hatta Bill Gates kadar zenginse bile, gene de mülteci olarak kabul edilmektedir. Bu durumda, Filistinli mültecilerin sayısı her geçen yıl artmaktadır.
Dahası, UNWRA, Filistinli mülteci tanımını daha da genişleterek dünyada hiç duyulmamış özel ekler yapmıştır : Ürdün, Lübnan, Mısır ve Suriye vatandaşları, Haziran 1946 ve Mayıs 1948 yılları arasında, İsrail'in 1949 ateşkes hatları içerisinde, sadece iş aramak için geçici olarak bile olsa ikamet ettiyse, mülteci sınıfına girerler!
                                  
Birleşmiş Milletler’in tanıdığı bu ayrıcalıklar sonucunda, Filistinli mülteciler sorunu çözülemez hale gelmiştir.

 

1948-1949 yıllarında, İsrail ve işgalci Arap orduları arasındaki çatışmalarda mülteci durumuna düşenler sadece Filistinliler değildi. 600.000 - 800.000 kadar Yahudi, yüzyıllar boyunca yaşadıkları Arap topraklarından kaçmak zorunda kaldılar. Bu Yahudi mültecilerin çoğu, uluslararası toplumdan yardım almadan, İsrail'e entegre oldular. Bu tür nüfus mübadeleleri tüm dünyada, büyük dini ve etnik çatışmalar sonucunda, olağandır. Dünyanın başka herhangi bir yerinde, İsrail’den kaçan Araplar ve Arap topraklarından kaçan Yahudiler arasındaki nüfus mübadelesi bu hikayenin son noktası olurdu. Fakat Filistinliler, bilhassa liderlerinin yüzünden, 60 yıldır  mülteci olarak yaşıyorlar.

 

Tüm dünyada bir yerden kaçıp baska bir ülkeye gidenler kendi etnik grup mensupları veya dindaşları tarafından topluma entegre edilirler. İsrail, Arap topraklarından kaçan Yahudileri, Hindistan, Pakistan’dan  kaçan Hinduları,  Pakistan, Hindistan’dan kaçan Müslümanları toplumuna katmıştır.

 

Filistinliler Arap dindaşları tarafından asla kabul edilmediler. Onlar bu ülkelerin birçoğunda ayrımcılıkla karşılaştılar ve yıllardır mülteci kamplarında İsrail'e karşı kalıcı bir saldırı gücü olarak kullanılmak için çürümektedirler.

 

 

        Filistin mültecileri Lübnanda resmi eğitim ve sağlık hizmetlerinden faydalanamazlar

 Arap devletleri Filistinlileri bu acınacak durumda bilhassa tutmaktadırlar. Uluslararası toplum ve örgütler de bu suçun ortaklarıdır. Bu "hayırseverler", ilaç yerine, Filistinlilerin yaralarına tuz ovuşturmaktadırlar.

Filistinliler’e gösterilen orantısız sempatinin en bariz güncel örneğini Sudan'ın Darfur eyaletinin siyah çiftçileri oluşturmaktadır. BM, etnik temizlik çabaları sonucunda Arap Müslüman milisler tarafından öldürülenlerin sayısını 400.000 olarak saptarken, 2-3 milyon kişi de evlerini terk ederek kaçmıştır. Bugün Filistinlilerin durumu dünyada işlenen en büyük haksızlık olarak tasvir edilirken Darfur çiftçileri kendi kaderilerine  terkedilmişlerdir.

 

Filistinlilerin göçü sadece ve sadece, İsrail devlet ilan ettikten hemen sonra, beş Arap ordusunun işgal amacıyla İsrail’e saldırması nedeniyle gerçekleşmiştir.

Filistinliler uzun zaman önce kendi bağımsız devletlerine sahip olabilirlerdi, fakat enerjilerini İsrail'i imha etmeye odaklamayı tercih etmişlerdir. Filistinliler, İsrail’e değil, İsrail'in yanında bir gün kurulacak olan bağımsız Filistin Arap devletine entegre edilmelidir. Filistinliler için geri dönüş hakkı talep edenler, aslında Yahudilerin kendi kaderini tayin etme hakkını reddetmektedirler. »


 

60 yılda sayıları 400'000 den 4,5 milyona varan (bazıları 7 milyondan bahsediyor) mültecilerin İsrail’e gelebileceklerini kim gerçekten düşünebilir ? Neden Arap liderler bu yalanı söylemeye devam edip Filistinlilerin problemine çare aramak yerine onları kamplarda yaşamaya mahkum ederler ? Birleşmis Milletlerin özel olarak Filistinli mülteciler için kurduğu ajans (UNRWA) acaba bu işte çalışan 30'000 elemanı işsiz kalmasın ve yıllık 1 milyar dolara varan bütçesi yok olmasın diye mi bu problemi süründürüyor ? Filistinlilere asla İsrail’e gelmeyeceklerini söyledikten sonra bu probleme ciddi bir çözüm aramanın zamanı gelmedi mi ?


" Filistinli Mültecilerin Sosyo-Ekonomik Araştırması" 2010 raporuna göre (1), Lübnan'daki Filistinli mültecilerin Lübnan halkına nazaran, yoksulluk içinde yaşamalarına iki kat fazla olasılık vardır.  Filistinli mültecilerin işsizlik oranı %56dır. Lübnanlılarda aynı oran %20 iken,  Lübnan’daki Filistinlilerin sadece %6’sı üniversiteye gitmektedir.

 

Sorun, Filistinlilerin Çalışma izni almalarını gerektiren devlet kısıtlamalarındadır. Bugün halen Filistinliler Lübnan’da bazı mesleklerin dışında tutulmakta, örneğin, doktorluk yapamamaktadırlar. Bu mültecilerin %66,4’ü, günde 6 dolardan az bir parayla yaşamak zorundadırlar. Ayrıca, Lübnan’da Filistinlilerin ev ya da iş (mağaza, taksi ...) satın alma hakları yoktur (İsrail’de bu hakları vardır).
 

Peki, Lübnan’da bu şartlarda yaşayan Filistinli Arapları desteklemek için yollara düşen Filistin yanlısı eylemciler, yardım konvoyları ve filoları neredeler?

 

Filistin asıllı Ürdünlü araştırmacı Mudar Zahran’ın dediği gibi (2), herşey için sadece İsrail’i suçlamak bir alışkanlık haline geldiğinden, yıllardır Arap ülkelerinde yaşayan insan haklarından yoksun Filistinlilerin acıklı durumundan kimse haberdar değil. Dünya, İsraille uğraşma uğruna Gazze için ağlamaktan, 30 yıldır Lübnan’da kamplarda yaşayan, evlerini onarmak için çimento almaya bile hakları olmayan ve kamplardan sadece günün belirli saatlerinde çıkma izni olan Filistinli mültecilerin Arap ülkelerinde yaşadıklarını göz ardı ediyor. Lübnan’daki durumu, İsrail ile karşılaştıran Zahran, Gazze’den her gün güney İsrail’e misiller atılırken, hatta intihar komandoları saldırılarını sürdürürken bile, Gazze’ye yiyecek, ilaç vs. geçişinin durdurulmadığını ve Filistinli işçilerin her gün İsrail’de işlerine gitmeye devam edebildiklerini anlatıyor.

 

Araştırmacı ayrıca, uzun yıllar Lübnan parlamentosunun konuşmacısı Nabih Berri’nin, birkaç yıl boyunca Filistin kamplarında suyu kesip, erzak göndermeyi durdurunca, mültecilerin hayatta kalmak için köpek ve sıçan bile yemek zorunda kaldıklarını, ve buna rağmen, Berri’nin rahatça Avrupa'ya  sık sık seyahat edebildiğini ve orada İsrail’in "Filistinlilere karşı işlediği suçları" anlattığını yazıyor. Zahran, İsrail insa ettiği güvenlik duvarı yüzünden ırkçılıkla suçlanırken, yıllardır Arap ülkelerinde duvarlar ve bariyerlerle çevrili kamplarda yaşayan Filistinlileri tüm medyaların görmezden gelmesini kınıyor.

 

 

 

 

                     
Stanford Universitesi araştırmacılarından Michael Bernstam’a göre (3), Filistinli mülteciler sorununu çözmek ve Ortadoğuda barışı sağlamak için atılması gereken ilk adım Birleşmiş Milletler Filistinlilere yardım Ajansı’nın (UNRWA) kapatılmasıdır. Bernstam, UNRWA’nın aslında, halkının hayatı dısardan gelecek yardımlara bağımlı uluslarüstü bir mülteci devleti kurduğunu, UNWRA’nın icad ettiği bu “kalıcı mültecilik” durumu ve “geri dönüş” fikrinin hem barışı, hem Filistinlilerin gelişimini engelleyip terörizm için bir zemin yarattığını savunuyor.

 

“Geri dönüş’ün”, yani diasporadaki tüm Filistinlilerin İsrail’e gelmesinin asıl anlamının “fethetmek” olduğunu yazan araştırmacıya göre, UNRWA insanlık tarihinin en insanlık dışı deneyimlerinden biri olmuştur. UNRWA hem savaşa teşvik etmekte, hem Filistinlilerin sefaletini sürdürmektedir. Filistinliler egemenliklerine ancak UNRWA’dan kurtulduklarında kavuşabilirler.

Alegresse Delail İKİNCİ BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yarın : Filistinli Arapların mülteci olmalarında Arap liderlerinin rolü


REFERANSLAR
 
1 http://elderofziyon.blogspot.com/2010/12/lebanon-apartheid-state.html#
http://observatoiredumoyenorient.blogspot.com/2010/12/lapartheid-contre-les-palestiniens-du.html
2 http://www.jpost.com/Opinion/Op-EdContributors/Article.aspx?id=183252
3 https://www.commentarymagazine.com/viewarticle.cfm/the-palestinian-proletariat-15590?page=all 

Please enter the text shown in this picture:

Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin
yehuda beit halachmi israel
01/12/11 15:56
Yukarida acik bir sekilde belirtildigi gibi sadece gecen asirda vukubolan savaslar yuzunden bir cok irktan insanlar (milyonlarca) yasadiklari yerlerden kendi irklarina mahsus anavatanlarina donmek mecburuyetinde bulunmuslardir . bu insanlar sonunda kendi anavatanlarinda entegre olmuslardir . Tipki arap topraklarinda yuzyillarca yasayan yahudiler gibi . 1948 savasinda kacan araplar ise yerlestikleri kardes arap topraklarinda bir turlu entegre edilmemislerdir. tam tersine hor gorulup bir cok meslekte calismaktan menedilmislerdir. Sebep bariz bir sekilde ortada Filistinli multecileri bezdirme yoluyla Israel'e karsi kiskirtip bir cozumu baltalamaktir. Cunku Araplar bir turlu Israel devletini sindiremiyorlar. Asil mesele budur ve baska careleri yoktur.Israel ile eninde sonunda anlasmaya varmalidirlar ve gocen filistinlileri iclerine entegre etmelidirler . Israel bu multecileri sinirlari icinde asla kabul edemez . nasil Israel Yahudi multecileri entegre etmisse araplarda aynen yapmalidirlar.

Haber Merkezi