Haber Merkezi

09/04/12

Arap ve Müslüman ülkelerden Yahudi mülteciler

Arap ve Müslüman ülkelerden

Yahudi mülteciler

Çeviri: Avram Cerasi

Kaynak: http://www.mfa.gov.il/MFA/Peace+Process/Guide+to+the+Peace+Process/Jewish_refugees_from_Arab_and_Muslim_countries-Apr_2012.htm

1948 ile 1951 yılları arasında yaklaşık 850.000 Yahudi Arap ülkelerinden zorla sürülerek mülteci durumuna geldi. 1940ların sonu ile 1967 arasında Arap ülkelerindeki Yahudilerin büyük bir çoğunluğu doğdukları topraklardan sökülmüşlerdi.

Genel
Bugüne kadar, Arap ve Müslüman ülkelerinden gelen Yahudi mültecilere karşı bir haksızlık yapılmıştır. Mülkiyet hakları ve tarihi hakları yok sayılmıştır.
İsrail ile Filistinliler arasında barış amacıyla yürütülen çaba ve görüşmelerde, müzakerecilerin göz ardı etmiş olduğu bir husus vardır- Arap ülkelerinde yaşayan 850.000 dolayındaki Yahudi’nin yerlerinden sökülmeleri, varlık ve yatırımlarını kaybetmeleri ve İsrail’e göçleri sırasında ve daha sonra intibak süreçleri sırasında çekilen güçlükler. 
İsrail’in bugünkü vatandaşlarının yarıya yakını ve onların füruu Arap ülkelerinden gelmişlerdir. Bu nedenle anlaşmazlığın siyasal olarak çözülmesi sırasında bu sorun da açılarak ön plana çıkartılmalı ve her yönden incelenmelidir.

The Ghriba synagogue, Djerba, Tunisia


Arka plan
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da, İslam’ın yükselişinden bin yıl, modern Arap ülkelerinin doğumundan 2500 yıl önce, başarılı ve varlıklı Yahudi cemaatleri vardı. Doğuda Irak’tan batıda Fas’a kadar geniş bir coğrafyada bu cemaatler yerel ekonomiler üzerinde etkindiler. M.S. 10. Yüzyıla kadar dünya Yahudilerinin %90ı Arap ülkeleri olarak bilinen yerlerde yaşamaktaydılar.
1940ların sonları ile 1967 arasında Arap ülkelerindeki Yahudilerin geniş bir çoğunluğu doğmuş oldukları topraklardan sökülmüş, bu ülkelerdeki cemaatler kaybolmuş, geride birkaç şehirde dağınık birkaç bin Yahudi kalmıştır.

 


1947 Kasım Bölünme Planından önce dahi, Arap ülkeleri tarafından, Arap ligi liderliğinde, kendi Yahudi cemaatlerine karşı düşmanca önlemler alınmaktaydı. Bölünme Planından sonra, Arap hükumetleri Yahudi mülklerini kamulaştırmaya başladılar. Eşzamanlı olarak Arap dünyasında Yahudi cemaatlerine karşı isyan ve katliamlar başladı. Yahudilere ait dükkân ve sinagoglar yağmalandı ve yakıldı, yüzlerce Yahudi öldürüldü ve binlercesi de hapsedildi.
1948 Mayısında İsrail’in bağımsız bir devlet olarak kurulmasından sonra, Arap Ligi Siyasal Komitesi, bütün Arap ve Müslüman ülkeleri için, kendi ülkelerindeki Yahudi cemaatlerine karşı nasıl bir tavır takınacaklarına dair bir dizi tavsiye kararı üzerinde anlaşmaya vardı. Diğer tavsiyeler arasında, Yahudilerin vatandaşlıkları iptal edilmekte ve sadece yeni kurulan Yahudi devletinin vatandaşı olarak kabul edilmekteydiler. Varlıkları kamulaştırılmakta, banka hesapları dondurulmakta ve milyon dolarlar değerindeki mülkleri millileştirilmekteydi. Yahudiler hükumetin bakanlıklarından yasaklanmakta, sivil görevlerden ciddi bir şekilde kısıtlanmakta ve çoğu yaşam imkânlarından yoksun bırakılmaktaydı.


Yahudi karşıtı tutum zaman içinde artarak Arap ülkelerindeki Yahudilere karşı organize bir plan çerçevesinde baskı ve zulüm uygulanmıştır. 1948 ile 1951 arasında 850.000 Yahudi sınır dışı veya yukarıda anlatıldığı gibi Arap ülkelerinden dışarıya sürülmüş ve mülteci durumuna gelmişlerdir. Gerçekten de iki yönlü bir göç hareketi başlayarak iki değişik grup mülteci doğmuştur. Arap Ligi önderliğindeki Arap ülkeleri her iki Yahudi ve Filistinli mülteci grubunun yaratılmasından dolayı sorumludurlar.
İki mülteci grubu arasındaki oran 2:3 idi, Filistinli grup yaklaşık 600.000 buna karşılık Yahudi grubu ise 850.000 dolaylarındaydı (1968e kadar) ve onların torunları şimdi İsrail devletinin nüfusunun yarısını teşkil etmektedir.


Bu konunun önemli olan diğer bir yanı da, kaybolan mülklerdir. 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre kayıp mülklerde oran yaklaşık 1:2dir; Filistinli mülteciler yaklaşık 450 milyon dolarlık (bugünkü değerle 3.9 milyar dolar) mülk kaybederken Yahudi mülteciler 700 milyon dolarlık (6 milyar dolar civarında) mülk kaybetmişlerdir.
Arap Ligi önderliğindeki Arap ülkeleri mülteci problemini ebedileştirmişler, (yalnızca Ürdün Filistinlilere vatandaşlık vermiştir), buna karşılık İsrail Yahudi mültecilerin ülkeye entegrasyonunu sağlayarak onları rehabilite etmiştir. Filistinli mülteciler sorunu aynı zamanda uluslararası sistem tarafından UNRWA üzerinden Yakın Doğudaki Filistinli Mülteciler için Birleşmiş Milletler Yardım ve İmar ajansı olarak, Filistinli mülteciler sorununa herhangi sürdürülebilir çözüm bulma imkânı olmamasına rağmen sürdürülmüştür.


BM tarafından mülteci tanımına ilişkin konulan kriterlere göre, Yahudi mülteciler tam teşekküllü mülteciler olarak tanınmakta ve Güvenlik Konseyi Kasım 1967de 242 sayılı Kararı çıkarttığında Filistinli ve Yahudi mülteciler arasında herhangi bir fark gözetilmemekteydi. Filistinli mültecilerin statüleri sürdürülmekte buna karşın Arap Ülkelerinden gelen Yahudi mülteciler kendilerine yeni birer hayat inşa etmekteydiler.


Önemli Kilometre Taşları       
Orta Doğudaki Yahudi mülteciler sorunu 1970lere kadar geldi ve diğerleri arasında o zaman Mordehay Ben Porat tarafından üstlenilmiştir. Kurulan ilk önemli organizasyon WOJAC yani Arap Ülkelerinden Yahudilerin Dünya Organizasyonu oldu.
Daha sonra JJAC- Arap Ülkelerindeki Yahudiler için Adalet- kuruldu ve Annapolis Konferansına kadar Arap Ligi ülkelerinin, İsrail Devletinin kuruluşunu müteakiben, Arap Ülkelerindeki Yahudilere karşı baskı ve zulüm uyguladıklarına dair dokümanları teşhir ederek bunu ispat etti. Buna göre, JJAC yüzbinlerce Yahudi’nin aynen Filistinliler gibi mülteci olarak tanınmasını istemektedir.


2000 yılındaki Camp David barış görüşmeleri sırasında, başkan Clinton eğer bir anlaşmaya varılırsa, uluslararası bir fon kurularak hem Yahudi hem de Filistinli mültecilere yardım edilmesi gerektiğini ilan etmiştir. Clinton’un teklifi birkaç yıl sonra ABD Temsilciler Meclisi tarafından Nisan 2008deki kararda tekrarlanarak Yahudi mültecilerin de Birleşmiş Milletler Konvansiyonu tarafından mülteci olarak kabul edilmesi gerektiği ve hem Yahudi hem de Filistinli mültecilerin kayıplarının telafisi için uluslararası bir fon kurulması gerektiği belirtilmiştir. 185 numaralı Meclis Kararı olarak bilinen Temsilciler Meclisi Kararı, bir mülteci problemi çözülürken diğerinin ihmal edilmemesi gerektiğini tespit etmektedir.

 


Buna karşın Yahudi mültecilerin sorunu uluslararası tartışmanın dışına atılmıştır.
2010 yılında sorun İsrail’de, Arap Ülkelerinden ve İran’dan gelen Yahudi Mültecilerin Haklarının Korunması ve Telafisi için Kanunun Knesset’ten geçmesiyle yasal kimlik kazanmıştır.
Kanun Arap Ülkelerinden gelen Yahudi Mültecilerin haklarını güvence altına almaktadır. Kanuna göre, İsrail Devleti Orta Doğu barış görüşmeleri sırasında Yahudi mültecilerin haklarının da korunmasını gözetmek zorundadır. Aynı zamanda, Yahudi Tazmini için Ulusal Konsey kurulmuş başına da Rafi Eytan getirilerek Göçmen Bakanlığına, hükumete ve başbakana tazminatlarla ilgili tavsiyelerde bulunma görevi verilmiştir.
Dışişleri Bakanlığı eylemleri   
Bakan önderliğindeki Dışişleri, sorunu hükumet, kamu diplomasisi ve medya önünde ön plana çıkartmaktadır. Mültecilerin Statüleri ile ilgili olarak 1951 Konvansiyonunun 60. Yıl kutlamaları sırasında, Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon uluslararası toplum karşısında konuştu. Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon Arap Ülkelerinden gelen Yahudi Mülteciler sorununu gündeme getirerek, Yahudilerin tarihi bir adalete ihtiyaç duyduğunu ve Yahudi mültecilerin kaybolan servetlerinin telafisi için bir çözüm bulunması gerektiğini belirtti. Bu toplantı sırasında Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon uluslararası bir medya brifingi vererek Yahudi Mülteciler sorunu ile ilgili bir video gösterdi, tarihi adaletsizlik ve Filistinli mülteciler sorununun sürdürüldüğünü hatırlattı.


Ayrıca Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon, The Guardian ve The Jerusalem Post gibi medyada yer alan konu hakkında birtakım köşe yazıları da yazdı.


Özet ve Tavsiyeler
a. Belgelendiği üzere, Arap Ligi, Yahudi ve Filistinli mülteci yaratmak sürecindeki tarihsel sorumluluğunu kabul ettiğinde mülteciler sorununa gerçek bir çözüm bulunabilecektir.
b. Uluslararası topluluk ile Arap ülkeleri arasında müşterek bir çözüm bulunarak hem Filistinli ve hem de Yahudi mülteciler için tazminat talebi karşılanmalıdır. Bu amaçla Başkan Clinton’un 2000 yılındaki önerisine uygun olarak ve Kongrenin 2008deki 185 sayılı Kararına göre uluslararası bir fon oluşturulacak ve İsrail de sembolik olarak buna katılacaktır.
Bu fon şimdiye kadar mültecilerin yerleştirilmesinde ve rehabilitasyonunda görev almış olan ülkelere de tazminde bulunacaktır; bunlar arasında Ürdün ve İsrail ile topraklarındaki mültecilerin torunlarını rehabilite etmeye istek duyduğu takdirde muhtemelen Lübnan bulunacaktır. Tazminat miktarlarının, zamanında mültecilerin kaybettiği varlıkların Yahudi tarafı için daha yüksek olduğu bulgusuna göre hesaplanması gerekecektir.
Fon ayrıca halen Arap ve Müslüman ülkelerin ellerinde bulunan Yahudi varlıkları sorunu ile de ilgilenecek, ancak, Yahudiler sürülmüş oldukları topraklara geri dönme gibi bir arzu içinde olmadıklarından, sözde Geri Dönüş Hakkı söz konusu olmayacaktır.
İsrail Devleti bir ‘’geri dönüş hakkı’’ tanımayacak, ancak yetkili bir üçüncü el tarafından tazminatı tercih edecektir. Bu isteğin Kıbrıs konusundaki gibi tarihsel örnekleri vardır.

c. Dünyadaki elçilik ve diplomatik misyonların bulundukları ülkelerin parlamentolarından, 1 Nisan 2008 tarihli 185 sayılı Temsilciler Meclisi Kararına uygun bir karar alınarak mülteci tanımının Arap ülkelerinden kovulan Yahudilere de uygulanması gerektiği konusunda çalışma yapmaları istenmektedir.
d. Yahudi mülteciler sorunu, Filistinliler veya Arap hükumetleri aleyhine de olsa, her barış görüşmesi çerçevesinde gündeme getirilmelidir. 
e. Filistinli mülteciler, tıpkı Yahudi mültecilerin kendi yerlerinde- İsrail-  rehabilite edildikleri gibi, kendi ikamet ettikleri yerlerinde rehabilite edileceklerdir. Filistinli mülteci sorununun sürdürülmesi derhal sona erdirilmelidir.
f. Kendi ikamet yerlerinde rehabilitasyon süreci bir ‘’geri dönüş hakkına’’ ihtiyacı asgari seviyeye indirecek böylece barış görüşmeleri sırasında bazı Filistinlilerin ısrarlı geri dönüş hakkı istemleri kurulacak olan Filistin devletine göçleri ile çözümlenecektir.
g. Barış görüşmeleri sırasında (Filistinliler veya Arap ülkeleriyle) hem Filistinli ve hem de Yahudi mültecilere maddi tazminat konusu görüşülmelidir.
h. Bakan Yardımcısı Danny Ayalon önderliğindeki Dışişleri Bakanlığı, başbakanlık ofisi ile birlikte bir Hasbara kampanyası yürüterek Yahudi mülteci sorununu gündemde tutacaktır.
i. Pazarlıklar çerçevesinde, dünyadaki tüm İsrail delegasyonları bu mesajları yerel hükumetlere ve basın organlarına dağıtacaklardır.
j. İsrail delegasyonları, ayrıca bulundukları ülkelerde yaşayan ve Arap ülkelerinden sürülmüş olan Yahudilerle irtibat kurarak sorun hakkında konuşmalarını sağlayacaklardır. 
 

Please enter the text shown in this picture:

Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin
Furkan
05/07/13 21:40
Dünyada Yahudilere Genel Tarih içerisinde en fazla yardım eden Türkler olmuştur. Yahudileri Katleden Almanya Bu gün en iyi müttefiklerden birisi iken Türkiye önü kesilen bir ülkedir malesef. Ayrıca şunuda unutmayın ABD yardımlarının tamamı oradaki yahudilere aittir Yani ABD gerçek bir dost değildir bence. Bunu belki bu yüzyılda anlayamayız ama Orada yaşayan Yahudiler düştüğünde ABD bir dolar bile göndermez. Ama türk halkı Yahudiler Gerçek manada sıkıştığında yine ilk koşan Toplum olacaktır Hemde hiçbir karşılık beklemeden. Bu necip millet her zaman Mazlumları koruyacaktır. Malesef şunu da söylemeliyim ki DÜNKÜ MAZLUMLAR BU GÜN ZALİM OLMUŞTUR
selçuk
09/04/12 15:42
azerbaycan kafkasya ve türkiyedeki musevilerde bu durumdan etkilenmişmidir saygılar

Haber Merkezi