Haber Merkezi

02/09/14

Bizim ahlaksız bugün ne becerdi

 

Tabletmag'dan Matti Friedman'ın İsraile dünya basınının bakışını anlatan yazının ikinci kısmını sunuyoruz. Yazının ilk bölümüne bu linkten erişebilirsiniz

 

Başka neler önemli değil?

İsraillilerin yakın geçmişte Filistinle barış yapma taraftarı olan ılımlıları seçimle iktidara getirdikleri fakat barış çabalarının Filistinliler tarafından baltalandığından fazla bahsedilmez. Bu tip haberlerin yayınlanmaması  tesadüf değil bir stratejidir. Örneğn 2009 da iki meslekdaşım, zamanın başbakanı Ehud Olmert’in yedi ay önce Filistinlilere ciddi bir barış teklifiyle gittiğini fakat Filistin tarafının bunu yetersiz bulduğunu öğrenmişler. Senenin en flaş haberi olması gerekirken, haber yapılmaya değer görülmemiş. Meslekdaşlarım her iki tarafatan bu haberin onayını almışlar, hatta biri bir harita bile görmüş. Fakat haber servisinin baş editörü bu haberin yayınlanmıyacağına karar vermiş.

Bazı gazetecilerin itirazları da birşey değiştirmemiş.  Hikayemize uyması için Filistinlileri ılımlı, ve İsrail aşırı derecede sertleşiyor göstermek lazım ya.  Olmert’in teklifini yayınlamak, aynı şimdi Hamas üzerine derin bir araştırma yapmak gibi, bu hikayeye ters düşüyor. Dolayısıyla bir buçuk sene kadar yayınlamadık.

Bu olay bana, bölgeyi tanıyanların bilidği bir gerçeği hatırlattı: Ne okuyacağınıza ve haberlerde ne göreceğinize karar verenler kendilerini sadece gazeteci değil olarak değil, politikacı olarak ta görüyorlar. Haberleri seçerek yayınlamak, istedikleri tarafın emrine verebilecekleri bir silah.

 

İsrail nasıl anlatılıyor?

Bu hikayede 1990 lardan beri aynı kelimeler kullanılıyor: “Çatışma İsraille Filistin arasındadır”. Yani İsrailin egemen olduğu – Arap dünyasının %0.2 sini kapsayan -  Yahudilerin çoğunlukta ve Arapların azınlıkta oldukları topraklarda.  Diğer  bir deyimle sanki “İsrail-Arap” veya “Yahudi-Arap”, 6 milyon Yahudiyle etrafındaki 300 milyon Arap arasında (veya bölgedeki İsraile düşmanlık besleyen İranı, ve daha geniş bir bölgeyi düşünürsek  “İsrail – İslam” çatışması) olarak gösteriliyor.

Aslında Bu çatışma yüzyıllarca önce, İsrailin kurulmasından, İsrailin Batı Şeriya ve Gazzeyi işgal etmesinden çok daha öncesinden, hatta “Filistinli” kelimesi daha kullanılmazken değişik şekillerde yaşandı.

Çatışmayı “İsrail – Filistin” olarak tanımlamak, Yahudilerin güçlü taraf olarak göstermeye yarar, ve  bu çatışma bitince bölgedeki sorunların çözüleceğini ima eder. Artık buna inanan pek kalmadı. Çatışma böyle tanımlanınca, kanımca büyük bir manevi ve stratejik hata olan İsrailin yerleşim politikalarını da, çatışmanın yıkıcı bir sonucu değil, sebebi olarak gösterilmesini sağlar.

Ortadoğudaki olayları takip eden bir gözlemci, bölgenin bir volkan, lavlarının da artık değişik ideolojilerle dünyanın her tarafına yayılan radikal İslam olduğunu görebilir. İsrail bu volkanın yamaçlarında sadece ufak bir köy. Hamas radikal İslamın yerel temsilcisi, ve bu ufak Yahudi yerleşimini imha etmeye and içmiş bir örgüt. Aynı Lübnanda radikal İslamın temsilcisi Hizbullah, Suriye ve Irak’taki İŞİD, Afganistandaki Taliban gibi.

Hamas’nı amacı, kendisinin de söylediği gibi, İsrailin yanısıra yaşayacak olan bir Filistin değil. Yukarıdaki grupların amaçlarına çok yakın, gizlemeye ihtiyaç duymadığı amaçları var. Hamas 1990 lardan bu güne İsraildeki solun çökmesinde ve  ılımların Batı Şeriyadan çekilmeye karşı hale gelmesindeki en büyük faktör. Böylece iki ülke fikrini de tarihin çöplüğüne attı. Anlatılması gereken asıl hikaye budur.

Aynı gözlemci, Ortadoğuda İslamın baskısı altında ezilen azınlıkların hikayesini de anlatabilir: Bu azınlıklar kendilerini koruyamadıklarında kaderleri Kuzey Iraktaki Ezidilerin ve Hıristiyanlarınki gibi, kendilerini koruyabildiklerinde de Yahudiler ve (umarız) Kürtlerinki gibi olur.

Bölgedeki olaylara değişik bakış açıları getirebiliriz. Yahudilerin olmadığı yerlerde sükunet de olmadığını herkesin görmesi lazım: Yeruşalayimin Bağdat veya Halebe mesafesi arabayla bir günden az. Fakat İsrail hakkında herhangi birşey anlatılırken, başka hiç birşeyle karşılaştırılmaz. İsrail volkanın yamacındaki küçük bir köy gibi değil, volkanın kendisi olarak gösterilir.  Uluslararası basın bu ülkeden bahsederken burayı bir boşlukta yaşayan, sanki Irak, Suriye ve Mısırla aynı coğrafyada yaşamayan bir yer olarak tanıtılır.  

Olay aslında son günlerde yaşananlar değil. Bambaşka.

Yahudiler yüzyıllarca içlerinde yaşadıkları ulusların kötü niyetlerinin paratoneri, bütün kötülüklerin sembolü haline geldiler. Hırsın kötü olduğunu mu göstermek lazım? Yahudiler hırslıdır. Ya korkaklık? Yahudiler korkaktır. Kapitalist misin? Yahudiler komünisttirler.  Yahudilerin en önemli özellikleri ahlaksızlıktır. Avrupa toplumları Yahudileri Hıristiyan geleneklerindeki bu “ahlaksız” rolünde tanıdılar.  

 

                       

 

Yirminci yüzyılda Batı dünyasının dostane şehirlerde doğup büyüyen birçok Yahudi gibi bu fikirleri büyük babamın mazide kalmış ateşli  hatıraları olarak  görürdüm. Bu yaz, birçok diğer Yahudi gibi ben de böyle düşünmenin ne kadar aptalca olduğuna şahit oldum. Batı dünyası günümüz dünyasının kötülüklerini ırkçılık, sömürgecilik ve militarizm olarak görüyor. Dünyanın tek Yahudi ülkesinin dünyaya faydası zararından çok daha fazla, fakat bütün günahlarının sembolü olarak  gösterilen ülke de bu ülke.

Dünyayı dünyaya anlatma işini üstlenmiş olan gazeteciler, Yahudilerin savaşlarına dünyadaki tüm savaşlardan daha fazla önem verip, düşmanlarının asıl çehrelerini göstermeden, Yahudilerin yaptıklarını doğrulayabilecek nedenleri açıklamadan İsrailin Yahudilerini apaçık haksız gösterirken, aslında – kasten veya değil – verdikleri mesaj “Yahudiler dünyanın en kötü insanlarıdır” oluyor. Yahudiler, medeni insanlara genç yaştan öğretildiği gibi kötülük sembolleri oluyorlar.  Uluslararası basının verdiği haberler de “bizim ahlaksız bugün ne becerdi” olmaktan ileri gitmiyor.

Son bölüm: Yanlış bilinse ne olur ki?  (tıklayın)

 

Please enter the text shown in this picture:

Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin
Adınız
04/09/14 07:17
batı "beni sokmayan yılan bin yaşasın" görüşünde. Bunun için içlerindeki yılanı uyandırmama adına Yahudileri günah keçisi olarak kullanıyor. Bunu anlamak için Einstein olmak gerekmiyor. Öyle değil mi samiroğlan?
david eskinazi
03/09/14 11:13
süper süper süper Kac kişi okuyacak kac kişi bu meseleyi anlayacak .

Haber Merkezi