Haber Merkezi

04/10/11

HERKES ALLAH’A EMANET OLSUN

 

 

HERKES ALLAH’A EMANET OLSUN

 

Alegrese Delail

 

 

                                   

 

Devlet yetkililerinin bir taraftan hem İsrail’e hakaretler yağdırıp hem ortalığı neredeyse savaş çıkarmaya kadar kızıştırırken, aynı zamanda “Türkiye’de yaşayan Musevi vatandaşlar”ı bu konuya karıştırmaları, kamuoyu önünde, Türk yahudilerinin İsrail ile özdeştirilen bir azınlık oldukları vurgusunu yapmaları, üstüne üstlük onlara karşı savaşmayı bile düşündükleri ‘İsrailli Musevileri’ hedeflerinin dışında tutar gibi görünmeleri kafaları karıştırmakta,  samimiyetten uzak oldukları izlenimini vermektedir.

 

Son bir aylık süre zarfında, devletin en yüksek mercilerinden gelen mesajların bazıları:

 

3.9. Dışişleri Bakanı Davutoglu : Amacımız tarihe mal olmuş Türk-Yahudi dostluğuna halel getirmek değil, bilakis İsrail hükümetinin bu istisnai dostluğa sığmayan bir yanlışını düzeltmektir. (1)

 

5.9 Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan : Bu olaylarda İsrail vatandaşlarının hiçbir dahli yoktur, biz İsrailli Musevi ve Yahudi kardeşlerimizle yakın ilişkiler içinde olmaya devam edeceğiz. (2)

 

13.9 Başbakan Erdogan : İsrail'in yaptığı vahşettir. Ülkemdeki Musevi vatandaşlara sesleniyorum; Türkiye'nin problemi, Türkiye'deki Musevi vatandaşlarla değildir, İsrail halkıyla değildir. Kendi ile çelişen İsrail yönetimiyledir. (3)

 

- 17.9 Cumhurbaşkanı Gül : (...) Türkiye’de yaşayan Alman vatandaşlarım olduğu gibi, Yahudi, Hristiyan veya Ermeni vatandaşlarım da var. Ben hepsinin Cumhurbaşkanı olarak bayramlarını kendileri ile birlikte kutluyor ve ibadet yerlerini ziyaret ediyorum. Azınlıkta oldukları için dikkat çekmiyor olabilirler. Ama ben onları unutmuyorum. (4)

 

- 24.9 Başbakan Erdoğan : ''Ben burada İsrail halkını asla kastetmiyorum, yönetimi kastediyorum. Benim ülkemdeki Musevi vatandaşlarım var, ben kendileriyle görüşmeler yaptım. Asla bir endişe içinde olmayacaksınız, herhangi bir şey duyduğunuz, hissettiğiniz anda muhakkak haberimiz olsun. Zira sizler, bize emanetsiniz. Sizler, bu topraklarda bizim güvenliğimiz altındasınız. Kimseden size herhangi bir yanlış yapılmasına izin vermeyiz. İsrail yönetiminin yanlışını biz ülkemizde yaşayan Musevi vatandaşlarımıza asla ödetmeyiz. Niye? Çünkü bizim adaletimizin gereği budur. Bizim aldığımız siyasi terbiyenin gereği budur. Bu sadece bugün için değil ha... Tarihten gelen bizim yetişme tarzımız bu, yaklaşımımız bu.

 

İsrail halkıyla bizim niye sıkıntımız olsun. Benim ülkemde 40 bini aşkın Musevi vatandaşlarım var. Ne inançlarında, ne ekonomik faaliyetlerinde her hangi bir sıkıntılarını bana yansıtmadılar. Onursal Başkanları, liderleriyle sık sık her taleplerinde görüşen birisiyim. Benim o ülkelerdeki temsilcilerim İsrail Başbakanıyla bu denli sık görüşemez. Biz kendilerine bu denli gerekli olan imkanları veriyoruz. Burada kalkıp da uluslararası sularda insani yardım taşıyan gemilerimizi denizden ve havadan vurmayı neyle izah edebilirsiniz? (…) Yine İsrail halkı asla bu konuda bizim ifadelerimizin muhatabı değildir. İsrail yönetimidir. (5)

 

- 27.9 Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç : Biz İsrail Halkıyla düşman değiliz. Biz Musevi vatandaşlarla veya Musevi İsraillilerle hiç bir kavga içinde değiliz. (…) İsrail hükümetiyle sorunumuz var ama İsrail halkıyla ve Musevilerle hiç bir sorunumuz yok. (6)

 

***

 

Niçin ardarda gelen bu konuşmalarla sürekli Türk Musevilerinin, « yabancı », azınlık olduklarının altı çizilmektedir ? Türkiye Cumhurbaşkanı, Türk kimliği taşıyan dini azınlıkları, nasıl olur da Türkiye’de yaşayan Alman vatandaşlarla bir tutmaktadır ?

 

Bu beyanatlarda, İsrail, İsrailli ve Musevi vatandaşlar özdeştirilmekte, bu kavramlar arasında çağrışım vurgulanmakta, Yahudi düşmanı olan azılı ırkçı kesim daha da cesaretlenmektedir.  Türkiye’de, «katil İsrail mallarına boykot » kisvesi altında birçok Türk vatandaşının şirketine boykot çağrısı yapılması normal midir? Yahudilere karşı nefret kusan sayısız İnternet sitesinden bir tek tanesi ulaşıma engellenmiş midir? Yetkililer, “çıbanbaşı”, “katil” dedikçe, onlar nasıl “siyonizm virüsüne” bela okumasınlar, nasıl Nazilere “ellerinize sağlık” pankartları açmasınlar? İsrail’e karşı kullanılan çirkin üslupla her gün beyni yıkanan gazeteci, Beşiktaş-Maccabi maçından sonra baş sayfasına nasıl “Kol gibi geçirdik” menşeti atmasın?

 

Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından kendisinin, Türkiye’deki Musevi Cemiyetinin liderleri ve  onursal başkanlarını, İsrail devletinin temsilcileri olarak kabul ettiği barizdir. Bu, yanlış ve tehlikeli bir fikirdir. Ayrıca Başbakan, Cemiyet temsilcileri ile sıklıkla yaptığını söylediği görüşmeleri bahşedilen bir lütuf gibi göstermektedir.

 

« Sizler bize emanetsiniz » ne demektir ? Yahudileri kim, ne zaman, kime emanet etmiştir ? Burada « BİZ » kelimesi neyi ifade etmektedir ? Eğer Türk devletini ise, Sayın Erdoğan’a Musevilerin, eşitlik uğruna, Lozan anlaşmasında azınlıklara verilen haklardan feragat ettiklerini ve laik bir hukuk devletinde hiçbir vatandaşın diğerinden fazla korunmasının söz konusu olamayacağını hatırlatırız. Eğer Başbakan, « BİZ » kelimesiyle Müslümanları ifade ediyorsa, kendisine laik bir devletin Başbakanının bir dinin temsilcisi olarak konuşmaması gerektiğini hatırlatırız.

 

Aslında Başbakan emanet kelimesinden birkaç satır sonra ne demek istediğini açıklamış ve Musevilerin, koruyucularının yaklaşımları, adaleti ve tarihten gelen yetişme tarzı gereği emanet olduklarını söylemiştir. Hangi tarih ve hangi adaletin kanunları ? Bu sorunun cevabını tahmin etmeyen yoktur : Osmanlı tarihi ve Şeriat kanunları.

 

Osmanlı’nın İslami millet sisteminde gayri müslimler, Devlet-i Aliye’ye zimmetlenir (emanet olarak vermek), haraç karşılığında (cizye) Şeriat hukukunun koruması altına alınırlar ve İslam egemenliğini kabul etmiş « Zımmiler » olarak yaşarlardı. Zımmiler ancak Müslüman olursa diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olabilirlerdi. İşte Musevilerle ilgili olarak « tarihten gelen emanet » kelimesinin anlamı budur : Zımmi statüsü.

 

İslam tarihini her daim referans olarak alan Başbakan Erdoğan, Mısır’daki laiklik konuşmasında da «tarihe » gönderme yapmıştı. Laikliğin olmazsa olmazı « din ve devlet işlerinin birbirinden  ayrı tutulması» ilkesini es geçip, laikliğin, devletin dine kayıtsızlığı olduğunu unutarak, laikliği de demokrasi tramvayına benzetm, bu kavramı sadece devletin her dine eşit mesafede olması şeklinde tanımlarken, « Bunu kendi medeniyetimize baktığımızda da zaten görürüz. Yani İslam tarihinde de bunun çok açık net örneklerini görmek mümkündür», demişti. (7) Bu sayede biz de Şeriat sisteminin laik olduğunu öğrenmiştik...

 

Museviler devlete zimmetlenmiş olarak kabul ediliyorsa, akla hemen gelen soru “ne zamana kadar?” dır. Büyük Türkçe Sözlük “emanet” kelimesini, “birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse, olarak tanımlıyor.  Arap-İslam diyarları “geçici” koruma görevlerini tamamlamışlar, ülkelerini emanetlerden temizlemişlerdir. Türkiyedeki emanetler ne zamana kadar korunmaya devam edileceklerdir?

 

***

 

İsrail devleti hakkındaki konuşmalara gelince,  yürütülen mantığın temeli aynıdır. İsrail halkı için uygun görülen statü, bölgede « getto gibi duran », « doku uyuşmazlığı yaratan », « çıbanbaşı » devlet yok olup Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun « Müslümanların, Hristyanların, Yahudilerin  barış içinde yaşadığı Ortadoğu Şehir Kültürünü yeniden kurma » hayalleri gerçekleşince (Allah korusun !), İslam egemenliğindeki bir vilayette yaşayacak Zımmi azınlık statüsüdür.

 

 

 

Binbir dereden su getirip, « Musevi İsraillilerle » veya « İsrail halkıyla » sorunumuz yok,  ifadelerimizin muhattabı « İsrail yönetimidir » demenin hiçbir anlamı yoktur. İsrail hükümeti gökten zembille inmemiştir, halkın çoğunluğu arkasındadır. Zaten İsrail’de hükümet aklına eseni yapamaz. Ayrıca, Türk hükümeti yetkilileri, « Ortadoğu’daki tüm problemlerin kökünde İsrail var » dediklerinde herhalde sadece bugünkü yönetimden bahsetmiyorlar. 

 

Bir yandan, bir ülkeye gerekirse savaş açarız deyip, diğer yandan, o ülkenin savaşta öldürülmesi düşünülen halkıyla bir sorunumuz yok ne demektir ? Bir taraftan İsrail’i haritadan silmeye and içmiş olan ve otobüslerde, kafelerde, alışveriş merkezlerinde « İsrail halkının » fertlerini yok eden ve gene aynı halkın üzerine binlerce füze yağdıran Müslüman Kardeslerin şubesi Hamas örgütünü kınayacağına, tam aksine terör örgütü olarak kabul etmediğini söylemek, diğer taraftan İsrail halkıyla hiç bir sorunu olmadığını beyan etmek nasıl bir mantıktır ?  

 

Geçtiğimiz haftalarda Türk Başbakanı üstteki beyanatlara ek olarak, 1949 yılında Türkiyenin İsrail devletini resmen tanımasına « “Maalesef o dönemde CHP iktidardaydı ve İsrail’i tanıdılar” diyerek Yahudilerin anavatanlarında kurduğu devletin tanınmış olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmiştir. (8) Sadece bu söylem Başbakan’ın Yahudileri devletsiz görmeyi tercih ettiğini anlamaya yeterlidir. Eğer Başbakan’ın İsrail halkıyla sorunu yoksa ve İsrail devleti « maalesef tanındıysa », problem yaratan, bu halkın Zımmilikten çıkıp egemen olmasıdır.  Yani sorun Siyonizm’dir. Çünkü Siyonizm,  Yahudilerin Siyon dağı etrafında egemen bir ulus devlet kurma isteğidir.  Yahudi halkının her zaman bir devletten mahrum, İslamın boyunduruğu altındaki Zımmiler olarak kalmasını istemenin adı da Antisemitizm’dir.

 

Radikal antisemit söylemler genellikle « Yahudi karşıtı değiliz, yönetime karşıyız » nakaratıyla  başlar.  Aslında, sayıca az da olsalar, antisemitlerin « sevdiği » Yahudiler vardır. Bunlar,  Zımmiliği kabul eden bir avuç dinci tarikat mensubundan ibarettir (Naturei Karta). Bu uçuk Yahudiler İsrail’in yok olması gerektiğini düşünürler. İşte bu insanlarla birlikte olduklarında en koyu antisemitler bile yukarıdakine benzer nakaratlar söylerler. Örneğin, Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı ve Müslüman Kardeşlerin manevi lideri Yusuf Karadavi’nin, bebekleri büyüdüklerinde İsrail ordusuna katılacaklarından dolayı, hamile Yahudi kadınlarının öldürülmesine izin veren bir fetvası vardır. Bu « alim » bakın İsrail Karşıtı Yahudiler ile beraber olduğunda ne dedi : « Dr. Yusuf el-Karadavi, semavi din mensupları olarak Müslümanlarla Yahudiler arasında hiçbir problemin olmadığını Müslümanların düşmanlığının Yahudi milletine değil emperyalist mütecaviz Siyonist harekete yönelik olduğunu vurguladı. » (9)

 

 

 

Bu konuda, gene İsrail karşıtı uçuk hahamların huzurunda, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal’ın ifadesi oldukça açıktır : « Siyonizm batıda ortaya çıkmış ve batılı karakteristiği olan bir anlayıştır. Ulus devletçi, seküler ve batılı bir zihnin ürünü olan bir ideoloji olarak Siyonizm’i Yahudilikten ayırmak gerekmektedir. » (10)

 

 

 

 

 

Alegresse Delail

 

1- http://www.sonsayfa.com/Haberler/Siyaset/Turkiye-Israile-savas-acti-202862.html 

2- http://www.trtdari.com/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=d2140315-fb34-40e0-a075-d24d7639ee03 

3- http://www.habervitrini.com/erdogan_gazzeye_gidecek_mi-556614.html

4- http://www.tccb.gov.tr/haberler/170/80723/avrupada-bir-islamofobi-tehlikesi-goruyorum.html

5- http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1183607&title=erdogan-ortadogu-ve-yeni-dunya-duzeni-konferansinda-konustu&haberSayfa=5

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1183607&title=erdogan-ortadogu-ve-yeni-dunya-duzeni-konferansinda-konustu&haberSayfa=6

6- http://tr.euronews.net/2011/09/27/bulent-arinc-savas-yapmaya-niyetimiz-yok-/  

7- /dunyada_bugun/2814.htm

8- http://www.haberturk.com/dunya/haber/669311-laiklik-ateizm-degil-korkmayin

9- http://www.belgehaber.com/haber.php?haber_id=4403

10- http://www.mazlumder.org/haber_detay.asp?haberID=8395 

 

 

Please enter the text shown in this picture:

Küfür, hakaret, ırkçılık ve nefret içeren yorumlar yayınlanmayacaktır. Lütfen kişilere saygılı olun ve fikirlere cevap verin

Haber Merkezi